Üreticiler yalnızca kendi imkânlarına, hayallerine ve kendi doğrularına odaklanarak üretim yaparlarsa, kaybetmenin ilk adımını atmış olurlar. Çünkü pazar, üreticinin ne düşündüğünden çok, müşterinin ne hissettiğiyle şekillenir.
Birçok sektörde büyük markalar; ürünleriyle değil, hitap ettikleri kitlenin duygu ve düşüncelerine temas edebilme becerileriyle öne çıkar. Müşterinin zihnine ve kalbine girebilenler, pazarın gerçek gücünü de ellerinde tutarlar.
Duyguları ve algıyı yönetmek; ürünü üretmekten ve pazara sunmaktan çok daha zor, çok daha stratejik bir süreçtir. Profesyoneller ile amatörler arasındaki en belirgin fark da tam olarak burada ortaya çıkar.
Bu nedenle sürdürülebilir başarı; yalnızca iyi ürün üretmekle değil, doğru kitleyi anlamak, doğru mesajı vermek ve markayı müşterinin dünyasında anlamlı bir yere konumlandırmakla mümkündür. Pazarda kalıcı olanlar, üretim yapanlar değil; algı yönetenlerdir.